Yazarımız Sürhan Özdamar'ın kaleminden.
"Evrenin çatısı
Sıcağın o ıssız gelişi"
Üstünde kuruyan el havlusunun bıraktığı ılık iz…
Balkon kapısını açtığında yüzüne vuran temiz havanın eseri…
Dalların birbirine olan o saygılı duruşu; çarpışmadan, incitmeden beraber yaşamayı öğretircesine…
Günün gününü dolduramadan rapor alamayışı…
Aylardan ise tam şubat.
Bulutların göçebeliği; yurdu sarıp sarmalayan bir merhamet gibi…
Uzayın sonsuz boşluğu korkutmasın seni, ey Âdemoğlu.
Kızılın enerjisi geldi; kaçanın, kaçıranın uyuttuğunu sananlar bilsin ki
asıl uyuyanlar sizlersiniz.
Geldi mi oğlu, mu kızı?
Sindirin… Sindirebildiğiniz ne varsa.
Yoksa onlar sizi silmeye geldi—kızılın enerjisi.
Güzelin güzeline kanın…
İyinin içinde bir hayır vardır; sen “hayır” dediğinde bile bazen “evet”tir, bilesin.
Her cümlende Allah’ı zikredersin; ister bilerek, ister bilmeden… Yine, yeniden… Bilesin.
Bildiğinden kim korkar? Asıl bilmediğinden korkulur.
Son haykırışlarım bunlar, bilesin…
“Gel ey Müslümanım.” deyip sıyrılamazsın işin içinden.
Zevkin sefası Rabbe olandadır.
Sen unutmuş olsan da, O seni sana hatırlatır mutlaka.
İyilikten maraz doğmaz, bilesin.
Sevdirirler insana güzelin güzelini; düşürtmezler dilinden.
Sen bile farkına varamazsın.
“Ne oldum?” değil, “Ne olacağım?” diyesin.
Allah ne ziyanı sever, ne isyanı, ne de edenini…
Rabbin yarattığı tüm mahlûkatları sever. Ne seni…
Sürhan Özdamar
İmparator Gazetesi
